Venedik

09.03.2008

Andreas Hub ve kız arkadaşı Ina için Venedik Gölü´nü bir uçtan bir uca "Elegance" adındaki yüzen evleriyle dolaşmak tam anlamıyla "la dolce vita" (tatlı hayat). Her ne kadar şehrin su kanallarına giriş yasak olsa da keşfedilmeyi bekleyen büyüleyici Torcello ve Burano adaları veya gün batımındaki eşsiz Venedik manzarasına karşı elegan bir trattoria´da yudumlayacağınız birkaç kadeh kırmızı şarap, size büyülü bir dünyanın kapısını aralıyor.

Romantik Bir geziye başlarken

Güzeller güzeli Venedik Gölü'nde yüzen bir ev ile yapılan eşsiz bir gezi hakkında oldukça güzel bir hikaye bu. Ancak baş başa geçireceğiniz romantik bir tatil düşünüyorsanız küçük bir tekne kiralamanızı öneririm. Çünkü yüzen evde geçirilen zaman tam da ekip çalışmasının olması gerektiği bir seyahat. Her ne kadar yüzen ev için sürücü belgesine gerek olmasa da bu sakın ola ki dümeni kullanmanın çocuk oyuncağı olduğu anlamına gelmesin. Venedik'in 30 kilometre kuzeyindeki sanayi bölgesi olan Casier'deki ma-rinada "Houseboat Holidays Italia" 13,5 metre uzunluğundaki kar beyaz teknenin anahtarlarını bize teslim ediyor. Önümüzdeki birkaç gün boyunca seyahat edeceğimiz yüzen evimize heyecanla biniyoruz. Teknemize yönelik hayret ünlemlerimiz; "Ah ne güzel ve ne kadar yeni" öte yandan "Oh dev bir tekne" şeklindeydi. Gösterişli mavi bir gölgelik vardı kaptan köprüsünün üzerinde. Ve de güvertede güneşlenebilmek için oldukça geniş bir alan. İki de gezinti bisikleti bulunuyordu... Eğitmen Douglas'tan birkaç önemli talimat aldıktan ve deneme sürüşünün ardından demir almaya hazırdık. İlerlemek oldukça kolay oldu ve durgun Sile Nehri 'nde neredeyse hiç trafik yoktu. Huzur dolu, yemyeşil kır manzarası boyunca ilerlerken söğütler salkım salkım suya uzanıyordu. Aralardan nehir boyunca uzanan gizli bahçelerin, saklı villaların ve 'country evler'in birbirinden değişik manzaraları görünüyordu. Tam da öğle sıcağında yarı uyanık bir halde demir atabileceğimiz kuytu bir yere yanaşıyoruz; birden kilise çanının sesi dikkatimizi çekiyor. İlk defa Casalae'de rıhtıma yanaşıyoruz. Öğleden sonra kırsal çevre önemli ölçüde değişiyor. Ağaçlar gözden kaybolurken, dolambaçlı nehir genişlemeye başlıyor ve Venedik'in belirgin gökyüzü çizgisi, San Marco'nun çan kulesi, San Giorgio Maggiore ve Chiesa Santa Maria della Salute'un kubbeleri olarak yükseliyor. Ve sonunda Sile Nehri gölle kucaklaşıyor.

KEŞİF BAŞLIYOR

Hangi yönün doğru olduğuna karar vermeye çalışırken rengarenk evleriyle Burano'yu seçiyoruz. Burası geceyi geçireceğimiz yer. Burano tüm gezinin en büyük keşfi olacak. Neredeyse bir daire şeklindeki ada yalnızca 500 metre karşıda. Bir tarafında su kanallarıyla mini Venedik, taş köprüler, saklı dar sokaklar ve açık meydanlar ancak diğer tarafında herşey daha farklı. Her ev parlak renklerle boyanmış, gözü rahatsız eden sıva döküntülerine hiçbir yerde rastlanmıyor. Eski zamanlarda Burano, nakışçıların adasıymış. Ancak o dönem çok eskilerde kalmış. Bugün turistler çok nadir burayı ziyaret ediyorlar. Turistlerin çoğu ancak cam adası olarak bilinen Murano'ya kadar gidiyorlar.

Cumartesi akşamüstü, yaşlı kadınlar kiliseden çan sesi eşliğinde çıkarken, çocuklar Meryem Ana'nın kanatları altındaki kilise bahçesinde futbol antremanları yapıyorlar. Dışarda ise "Trattoria Da Primo" da erkekler ombraları yani küçük kadehteki şaraplarını akordiyon çalan bir müzisyenin etrafında toplanarak yudumluyorlar. Kilise kulesinin üzerinde yükselen ay ışığı eşliğinde güvertede oturuyor makarna ve şarabımızın keyfîni çıkarıyoruz. Ortam ve yemekler ancak bu kadar romantik olabilirdi.

ALÇAK SU SEVİYESİNDE BİR ADA

Ertesi gün, Torcello'ya yolculuk ediyoruz. Neredeyse tamamıyla ıssız bir adaya. İnanması güç ama, Orta Çağ'da bu ada rakibi Venedik'ten çok daha güçlü ve varlıklı bir yerleşim yeriymiş. O dönemde adanın yaklaşık 20.000 nüfusu varmış. Bugün yalnızca büyüleyici Romanesque topluluğu kilisesi ve manastırları o döneme özgü ihtişamın kanıtları olarak varlıklarını sürdürebilmiş. Kilise kulesinden baktığınızda rüya gibi bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Kuzey Gölü amip görünümlü bir 'patchwork' edasıyla karaya sokuluyor. Alçak su seviyesi üzerindeki adanın hakimiyeti gerçekten görülmeye değer. Her ne kadar ince bir su şeridiyle birbirinden ayrılsalar da bu doğal güzelliklerin her birinin kendine özgü cezbedici bir görüntüsü bulunuyor. Torcello'nun tam karşısında Burano ve Mazzorbo yer alıyor. Biraz daha uzağında solunda ise ahşap manastır adası San Francesco del Deserto yer alıyor. Arkasında popüler bir piknik alanı olan Vignole ve adaya büyük ölçüde yiyecek tedarik eden Sant' Erasmo bulunuyor. Sant' Erasmo'da Venedik'in kendi sebze ve meyve bahçesi bulunuyor. Bu arada meyvelerin tuzlu yeraltı suyu nedeniyle tuzlumsu tatlarının olduğu ise tamamıyla bir rivayet.

VENEDİK TURU

Ermeni rahiplerin yaşadığı manastır adası San Lazzaro da görülmesi mutlaka gereken yerlerden biri değil. Burada görebilecekleriniz gerçekten sınırlı. Bu yüzden, biz Venedik'i turlama ve keşfetmeyi tercih ediyoruz. Ancak maalesef ki teknemiz dışarda kalmak zorunda. Elbette doğrudan St. Mark's Meydanı önünde demir atmak harika olurdu ancak üzülerek söylüyorum ki burası özel teknelere yasak. Arsenal'in tam karşısında Ortaçağ askeri tersanesi yer alıyor. Biz de burada Vignole'de kendimize güzel bir yer buluyoruz ve de adanın tek barı olan mekanda taze balık eşliğinde sert şaraplarımızı yudumlu-yoruz. Bu eşsiz ziyafete Venedik semalarındaki yıldızları seyrederek devam ediyoruz.

Bu esnada günübirlik tatilciler evlerine dönmek üzere teknelerine yöneliyorlar. Bi-zimse öyle bir derdimiz yok. Çünkü evimiz hemen de yanıbaşımızda bizi bekliyor. Birkaç saat sonra ufak bir sarsıntıyla uyanıyoruz. Bir de ne görelim teknemiz gezintiye çıkmış. Tekne lıkırtılar içerisinde sanki boynumuza kadar suya gömülmüş vaziyetteyiz. Ancak elimizde fenerle tekneyi şöyle bir kolaçan ettikten sonra derin bir nefes alıyoruz, neyse ki herşey yolunda. Bu sadece ufak bir gel-git sarsıntısı. Garip seslerse yükselen sulardan kaynaklanıyor.

Ertesi sabah vaporetto 13'e (İtalya'daki küçük buharlı yolcu vapuru) biniyoruz. Past Murano ve mezarlık adası San Michele'e doğru yol alıyoruz. Deniz otobüsü şehrin kuzeyindeki Fundamenta Nuove'ye götürüyor bizi. Tüm bu yol boyunca kendi teknemizi kullanmadığımız için oldukça mutluyuz.

Varışın ilk anında aklımızdan güzel bir kahvaltı yapmak geçiyor. İlk olarak bir kafe-ye oturuyor İtalyan kahvaltısı yapıyoruz. Bir yandan da II Gazzettino gezetesine göz atıyoruz. Mekanda müşteri olarak yalnızca biz varız.

Şehrin etrafında geziniyoruz. Eninde sonunda San Marco ve Rialto Köprüsü'ne varıyorsunuz. Burada bir maske ustasını maske yaparken izledik.

Öğleden sonra ilerleyen saatlerde sonunda Cafe Florian'a gidiyoruz. Burası 1720'den bu yana kentin en güzel kafesi olarak biliniyor. Ve mekan Venedik'in en güzel meydanlarından birinde yer alıyor.

MACERA İÇlN TAM MOD İLERİ!

Ertesi gün macera için tam da modumuzdayız. Saat altıda motorumuzu çalıştırıyor ve Venedik'in ana su yolu olan ve şehir içinde yüzen evlerin girişinin yasal olduğu tek yer  Canale delk Giudecca'ya doğru yola koyuluyoruz. Sağ tarafta Doge's Palace, sol tarafta San Giorgio'nun yer aldığı görkemli bir giriş. Oldukça kalabalık bir yer.

Tekneyi pek de davetkar görünmeyen sanayi limanının girişinde çevirdik ve küçük su kanalı Canale della Grâzia boyunca ilerleyerek Hotel Cipriani'yi geçtik. Hotel Ciprıani Venedik'in 1 numaralı konaklama mekan: ve çok lüks bir yer. Yolun ilerleyen bölümünde manzara giderek monotonlaşmaya başlıyor. Sağ tarafta suyun pürüzsüz yüzey, sol tarafta ise Lido ve ardından Pellestrina kıyıları yer alıyor.

Aralarda balıkçı kasabalarını geçiyoruz Volta, San Pietro'da, Ristorante "Da Nane" yi buluyoruz. Burası kendi iskelesi olan, belgedeki birkaç yerden biri. İskeleye yaklaşır yaklaşmaz neredeyse siz tekneden adımınız; atmadan mönü size geliyor.

En yakın limanın girişinde, inanılmaz büyüklükteki konteynırlar, tankerler, feribot ve teknelerin arasından geçiyoruz. Yukarıdan bakıldığında derin su her zamanki gibi görünüyor. Teknemiz "Elegance" şu anda her şeyden çok daha fazla elegan. Chioggia'da ise oldukça eski bir kasaba bulunuyor. Etrafta alışveriş yapabileceğiniz mağazalar ve tüm bu tarihi yapılar arasında son derece lüks restoranlar yer alıyor. Chioggia anakarada konumlanıyor. Göl burada sona eriyor.

SONA YAKLAŞIRKEN

Ve ertesi gün Po di Levante Nehri' nin bir ayağını görüyoruz. Ancak doğa ana bizim için son bir macera daha hazırlıyormuş. Gece yarısına doğru kasabanın diğer tarafında denizde korkunç bir fırtına başlıyor. Bulutlar adeta su üzerinde yarış yapıyor. Buna gitgide şiddetlenen gök gürültüsü de ekleniyor. Fırtına marinanın koruyucu duvarlarını dövüyor. Her bir dalga tekneyi bir metre havaya kaldırıyor. Biz her ne kadar biraz paniklemiş de olsak teknemiz sapasağlam yerinde duruyor. Şafak sökerken fırtına tamamıyla sona eriyor. Bu çok da şahane olmayan son saatlerin ardından güneş ışınları etrafı aydılatıyor. Ve yolculuğumuz sona eriyor. Çok hızlı ve ani bir şekilde "Houseboat Holidays Itali-a" marinası beliriyor karşımızda. Demirleme manevralarımızla tekneyi son kez iskeleye yanaştırıyoruz. Güvertede son güneş ışığı, son bir makarna ve birer kadeh şarap keyfinin ardından altımızda gürüldeyen suyun eşliğinde uykuya dalıyoruz. Sabah olduğunda bir taksi bizi bir haftalık gezimizin başladığı noktaya götürüyor. İki saat süren araba yolculuğu boyunca trafik lambalarıyla karşılaşıyoruz. Ne kadar da sıkıcı...



Tags: Venedik turu Romantik Venedik Venedik gezi Venedik